Bir toplum ne zaman susmaya başlar?

Bir Toplum Ne Zaman Susmaya Başlar?
Paylaş:
Bir toplum ne zaman susmaya başlar?

Ben yarışmalara katılmaya karşıyım.

Aslında, yarışmalardaki adalete inanmıyorum.

Her ne kadar, rumuz kullanılacak, isminiz belli olmayacak denilse de ben bir türlü buna inanamadım.

Bana sanki ödül verecekleri kişi belliymiş de sadece kılıf arıyorlarmış gibi geliyor.

 

Ben ilk defa üniversitedeyken DASK’ın açmış olduğu bir yarışmaya katılmıştım.

1’nci, 2’nci ve 3’ncüyü oluşturdukları jüri belirlemişti. Biz de mansiyon ödülü için halk oylamasına katılmıştık. İşte o zaman kimin çevresi daha fazla ise o ödülü almıştı. Çevremiz sağ olsun, bizi mansiyon ödülüne layık göstermişti…

 

Yıllar sonra YeniDönem gazetesinde çalışırken bu kez de Bursa Gazeteciler Cemiye’nin açmış olduğu yarışmaya katılmıştım.

Aslında tüm yarışmaların benim için bittiği an da buydu…

Taa ki, geçtiğimiz günlerde Ortadoğu Gazetesi’nin, kurucusu Zeki Saraçoğlu adına düzenlediği 1. Zeki Saraçoğlu Köşe Yazarlığı Yarışmasının reklamını görene kadar.

Dedim ya…

Yarışmaya katılmak bana göre değil, ama yarışma şartlarını incelemek hoşuma gidiyor.

Yarışma için belirlenen 5 başlıktan biri de başlıktaki soruydu.

Bir toplum ne zaman susmaya başlar?

Bence sorulan en güzel soruydu. Ve sürekli olarak kafamı kurcaladı.

Sonra şu alttaki satırları yazdım tek tek!..

 

***

 

Bir toplum ne zaman susmaya başlar?

Bu sorunun cevabını vermekte öyle çok zorlandım ki…

Hangi cevabı verirsem vereyim, hiçbiri aslında tatmin edici değildi.

Gelin, bu sorunun cevabını birlikte arayalım.

 

Söyleyecek bir şey kalmadığında mı?

Hayır.

Söyleyecek çok şeyi olduğunda.

 

Yazacak bir şeyi olmadığında mı?

Hayır.

Aslında yazacak çok şeyi olduğunda ve nereden başlayacağını bilemediğinde.

 

Yazdıklarının, söylediklerinin topluma göre doğru olmadığını düşündüğünde mi?

Hayır.

Yazdıklarının ve söylediklerinin artık hiçbir hükmü olmadığını anladığında.

 

Kendisine haksızlık yapıldığında mı?

Hayır.

Haksızlık karşısında susan dilleri gördüğünde.

 

Adaletin olmadığını düşündüğünde mi?

Hayır.

Adaletin varlığını bilmesine rağmen, adaletin sağlanmadığını gördüğünde.

 

Güçlünün gücünü fark ettiğinde mi?

Hayır.

Güçlünün gücünü, sessiz toplumlardan almaya başladığını fark ettiğinde.

 

Sabahtan akşama kadar çalışmalarına rağmen, evlerini geçindirebilecek maddi kazancı sağlayamadıklarında mı?

Hayır.

Sabahtan akşama kadar çalışmalarına rağmen kendileri maddi kazancı sağlayamasalar da hizmetinde bulunduğu kişilere hiçbir şey yapmadan milyonlar belki de milyarlar kazandırdıklarını öğrendiğinde.

 

Her sabah kör karanlıkta işe gitmek için eşin, çocuklarını yani aileni arkada bıraktığını bile bile sırf onlar doğru düzgün yaşasın diye tüm hayatını verdiğinde mi?

Hayır.

Yaptığın her şeye rağmen aslında hiçbir şey yapmamışçasına hayat şartlarının gerçekleri yüzüne çarptığında…

İşte o zaman susar kalır insan.

İşte o zaman susar toplum.

 

Büyüdükçe küçüldüğünde, kalabalıklaştıkça yalnız kaldığında, konuştukça sesinin ulaşacağı kimsenin kalmadığında mı susar?

Hayır!

Kalabalığın içinde tek tek azalıp kimseyi bulamadığını fark ettiğinde.

 

Haydi dönelim başa!

Neydi sorumuz?

“Bir toplum ne zaman susmaya başlar”

 

İçindeki umudu kaybettiğinde mi?

Hayır.

Aslında umudu hâlâ varken, umudunu dillendirecek cesareti elinden alındığında.

 

Korkudan mı susar?

Hayır.

Korkunun sıradanlaştırıldığı, normalleştirildiği bir düzenin içine hapsolduğunda.

 

Yorulduğu için mi konuşamaz?

Hayır.

Konuşmanın hiçbir şeyi değiştirmeyeceğine zorla inandırıldığında.

 

Sözleri çalındığında mı?

Hayır.

Sözlerinin hiçbir değerinin olmadığı gerçekliğiyle yüz yüze kaldığında.

 

Sevdiği şeyleri kaybettiğinde mi?

Hayır.

Sevdiklerini korumak için susmanın daha güvenli bir yol olduğuna ikna edildiğinde.

 

Yani aslında toplum, susmaya gönüllüdür.

 

Sonra bir gün bakar ki;

Suskunluk artık bir tercih değil, bir zorunluluk hâline gelmiş.

Sormayan, sorgulamayan, ses çıkarmayan bir kalabalığa dönüşmüş.

Susmamak, isyan sayılmış.

 

Şimdi düşünüyorum…

Henüz bunun önünde bir engel yokken, olabildiğince düşünmeye çalışıyorum çünkü!

 

Birinin sesini yükselttiğinde, gürültü daha da artmış.

Sessiz yığınlar yaratmışız, gürültünün ortasında kalan.

Sessizliğin çığlığı duyulmaz olmuş.

 

Şimdi daha iyi anlıyorum bir toplumun ne zaman susmaya başladığını:

Her şeyin sıradanlaştığını düşündüğü anda,

Her şeyden vazgeçmeye karar verdiğinde,

Her şeyin ona yabancılaştığı anda…

 

Bu yüzden…

Bir toplum en çok kendine inanmaktan vazgeçtiğinde susar.

Bence…

Bir kişinin cesareti, bir toplumun dilini yeniden açabilir.

Bir kişinin sözü, milyonların susturulmuş sesini yeniden duyurabilir.

 

Ve yeniden konuşmaya başlamak için önce yeniden kendine inanması gerekir.

 

Ama ben yine de merak ediyorum…

O kıvılcımı çıkaracak kişi kim olacak?

Ben mi, yoksa sen mi!

 

***

 

Yazı bu şekildeydi.

Sonucunda 100 bin TL gibi birincilik ödülünün olduğu yarışma!..

Tam da bana nefes aldırabilecek bir para diyordum kendi kendime…

Tüm dosyaları hazırladım.

Bir eksik olmasın diye tekrar yarışmanın şartlarını okuyordum ki; en az 650 kelime en fazla 950 kelime olması gerektiğini anladım yazının.

Kelimelerimin yetmediğini anlayınca ben de sustum!..

Sustum, çünkü bir kalıba girmemeliydim.

Düşüncelerin çerçevesi olamazdı.

Şimdi bir daha soralım o meşhur soruyu!...

“Bir toplum ne zaman susmaya başlar?”

Direkt cevap vereyim…

Hür fikirlerin ve düşüncelerin sınırları çizilmiş, kalıplaştırılmış, çerçeve içine alınmış, başkasına göre şekillendirilmeye çalışıldığını anladığı anda!...

Benzer Haberler:

Yorum

    Bu habere henüz hiç yorum yapılmamış.

    YORUM YAZIN

Bir toplum ne zaman susmaya başlar?